GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ SAYIN PROF. DR. OKTAY YILDIZ’A DOSTANE BİR CEVAP
Sayın Rektör Prof. Dr. Oktay Yıldız,
Ben de Türk yükseköğretim camiasının bir mensubu ve geçmişte rektörlük görevinde bulunmuş bir kardeşiniz olarak, Azerbaycan Türkçesiyle kaleme aldığınız ve İnstagram hesabınızdan paylaşmış olduğunuz içten mesajınıza aynı samimiyetle Türkiye Türkçesinde cevap vermek ve bazı önemli yanlış anlamaları düzeltmek istiyorum.
Öncelikle hüsnüniyetiniz, kardeşçe içtenliğiniz ve Azerbaycan’a yönelik sevgi dolu ifadeleriniz için teşekkür ediyorum.
Bu açıklamanız vesilesiyle, Giresun Üniversitesinde Rektör Yardımcısı olarak görev yaptığım yıllarda sizin de Şebinkarahisar Meslek Yüksekokulunda mesleğe yeni başlayan genç bir akademisyen olarak bulunduğunuzu hatırlamış oldum.
Demek ki yalnızca Türk yükseköğretim camiasının mensupları değil, aynı zamanda bir dönem aynı üniversitenin çatısı altında görev yapmış iki meslektaşız.
Değerli Rektör hoca , Bakü’den Nahçıvan’a kadar her karışını gezdiğinizi, sayısız dostluklar kurduğunuzu ifade ettiğiniz kardeş Azerbaycan’ın yükseköğretim kurumlarında genel bir başörtüsü yasağı bulunmadığını ve üniversite öğrencilerinin başörtüsü kullanmasını yasaklayan genel bir hukuki düzenleme olmadığından haberdar olmamanızdan üzüntü duyduğumu özellikle belirtmek isterim.
Kanaatimce burada ilk ve ortaöğretim kurumlarına ilişkin kıyafet düzenlemeleri ile yükseköğretimdeki uygulamaların birbirinden ayrılması, konunun doğru anlaşılması bakımından son derece önemlidir.
Paylaşımınızda yer verdiğiniz,
“Ali təhsilin əsl qayəsi qadağalarla deyil, azad fikir mühiti ilə gələcək qurmaqdır.”
(Yükseköğretimin asıl amacı yasaklarla değil, özgür düşünce ortamıyla geleceği inşa etmektir.)
şeklindeki düşüncenizi ise ayakta alkışlıyorum.
Zira Azerbaycan’ın yükseköğretim alanındaki yaklaşımı da tam olarak bu özgürlük anlayışıyla örtüşmektedir.
Burada birbirinden farklı iki eğitim kademesini ve bunlara ilişkin düzenlemeleri birbirine karıştırmamak gerekir.
Azerbaycan’da ilk ve ortaöğretim kurumlarında öğrenciler için belirlenen belli kıyafet kuralları bulunmaktadır. Bu kurallar, çocukların eğitim hayatına ilişkin, yaşa ve eğitim kademesine özgü düzenlemelerdir.
Yükseköğretim kurumlarında ise aynı nitelikte ne genel ne de münferit keyfi uygulamalara sebebiyet verecek bir başörtüsü yasağı kesinlikle söz konusu değildir.
Dolayısıyla ilk ve ortaöğretimdeki kıyafet düzenlemelerinden hareketle Azerbaycan’da üniversite öğrencilerinin inanç özgürlüğünün kısıtlandığı sonucuna ulaşmak, hukuki ve akademik bakımdan temamen asılsızdır .
Elbette bireyin özgür iradesinin gelişimi yalnızca belirli bir yaşta başlamaz. Bundan mütevellit yükseköğretim çağındaki bireylerin kendi kimlikleri, inançları ve tercihleri doğrultusunda hareket edebilmesi konusunda sizinle tamamen hemfikirim.
Akademik camianın bir mensubu olmaya hak kazanan her öğrencinin düşünce, vicdan ve inanç özgürlüğünün korunması gerektiği hususunda aramızda herhangi bir görüş ayrılığı bulunmadığına inanıyorum.
Değerli Rektör bey,
Türkiye’nin 28 Şubat sürecinde yaşadığı başörtüsü yasaklarının toplumumuzda ne kadar derin yaralar açtığını çok iyi biliyorum. O dönemin insan onurunu inciten uygulamalarının geride bıraktığı acıların ve toplumsal hafızanın farkındayım.
Ancak Türkiye’nin geçmişte yaşadığı haklı travmaların, Azerbaycan’daki farklı hukuki ve eğitimsel düzenlemelerin yanlış yorumlanmasına sebebiyet vermemesi gerektiğini ve bu konuda her iki ülkeyi eşit düzeyde seven aydınların üzerine ciddi sorunluluklar düştüğüne inanıyorum .
Nitekim Türkiye’nin kendi ilk ve ortaöğretim kurumlarında da geçmişten bugüne çeşitli kıyafet düzenlemeleri bulunduğu hepimizin malumudur.
Bu nedenle farklı eğitim kademelerinin hukuki statülerini birbirinden ayırmak, özellikle biz akademisyenlerin birincil sorumluluğudur.
Doğrusu, Bakü’den Nahçıvan’a kadar Azerbaycan’ın her karışını gezdiğini, sayısız dostluklar kurduğunu ifade eden, üstelik bir üniversitenin rektörlük makamında bulunan değerli bir akademisyenimizin dahi Azerbaycan’daki mevcut uygulamalar konusunda eksik bilgilendirilmiş olması hepimizin birlikte kardeşçe üzerinde düşünmesi ve istişare edilmesi gereken bir husustur.
Bu durum bize önemli bir gerçeği de gösteriyor:
Türkiye’de 28 Şubat sürecinin oluşturduğu haklı toplumsal hassasiyetler, Azerbaycan’daki bir konunun mahiyeti yeterince araştırılmadan değerlendirilmesine yol açabiliyor.
Oysa kardeşlik yalnızca birbirimizin acılarını paylaşmak değil, birbirimizin gerçeklerini de doğru öğrenmek ve anlamaktır.
Son olarak Karabağ Zaferi’ne, Azerbaycan devletine ve halkına yönelik kalbinizden gelen sevgi dolu ifadeleriniz için o coğrafyada dünyaya gelen birisi olarak ayrıca teşekkür ediyorum.
Azerbaycan’ın özgürlüğünü, bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü yürekten sahiplenen her samimi yaklaşım
Bir Millet İki Devlet felsefesine gönül veren hepimiz için kıymetlidir.
Bu vesileyle hem düşüncelerimizi karşılıklı olarak ifade etme hem de kamuoyunda oluşan bazı yanlış anlamaları açıklığa kavuşturma fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşliğin en sağlam temellerinden birinin doğru bilgi, karşılıklı saygı ve birbirimizi anlama iradesi olduğuna inanıyorum.
Şahsınıza, Türkiye ve Azerbaycan’daki bütün soydaşlarımıza ve akademik camiamıza sevgi, selam ve saygılarımı sunuyorum.
Prof. Dr. Aygün Attar
Giresun Üniversitesi Eski Rektörü
Türkiye Azerbaycan Dostluk İşbirliği ve Dayanışma Vakfı (TADİV) Başkanı







